Kendini SEV-me
- opkolektif

- 17 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
Postmodern kişisel gelişim, sıklıkla “kendini sev, kendine dön, kendini onar” gibi bireysel odaklı sloganlarla insanı yönlendirir. Bu yaklaşım, kişinin kendisini tek başına yeterli ve kendi başına mutlu olabilen bir varlık olarak görmesini teşvik eder. Ancak analitik açıdan bakıldığında, bu yaklaşımın sınırlılıkları belirgindir. İnsan benliği, tek başına kurulabilen, tamamen içsel bir yapı değildir; benlik gelişimi, erken dönem ilişkiler ve devam eden sosyal bağlar aracılığıyla şekillenir.
Bebeklikte anne veya birincil bakım veren kişinin duyarlılığı, bebeğin kendisini değerli ve güvenli hissetmesinin temelini atar. Çocuğun ihtiyaçları karşılandığında, gözlenip yanıt aldığında, benlik duygusu ve kendine güven gelişir. Benzer şekilde yetişkinlikte, bir danışan terapide kendini değersiz hissettiğinde, kendi başına “kendimi sevmeliyim” demesi çoğu zaman yetersiz kalır. Ancak terapist ve grup üyeleriyle kurulan güvenli etkileşimler, danışanın görülmüş, anlaşılmış ve değerli hissedeceği deneyimleri sağlar. Bu deneyimler içselleştirildiğinde, kişi hem kendi benliğini daha gerçekçi bir biçimde tanır hem de kendini sevme kapasitesini geliştirir.
Bugün ise birçok insan, “kendini sev” mottosunu abartarak yalnızca kendi iç dünyasına yatırım yapıyor. Bu yaklaşım, narsistik örüntülerle birleştiğinde, toplumsal bağları zayıflatır ve insanı görünmez bir yalnızlığa iter. Oysa tam da bu dönemlerde, kendini bilmek ve sevmek için ötekinin tanıklığına, güvene ve birlikte olmaya ihtiyaç vardır. Kendini bilmek, Hegel’in de işaret ettiği gibi, yalnızca içe dönmek değil; ötekiyle kurulan diyaloglarda, ilişkisel deneyimlerde ortaya çıkar. Kendini sevmek ise sevilmiş olmanın içselleştirilmiş hâlidir.
Analitik açıdan bu süreci şöyle özetleyebiliriz: İnsan yalnızca kendi içsel kaynaklarına dönerek benliğini inşa edemez. Kendini bilmek, başkalarıyla olan etkileşimlerde kendini fark etmek; kendini sevmek, sevilmiş olmanın içsel deneyimini kazanmakla mümkündür. Güvenebileceğin bir arkadaş, paylaşabileceğin bir grup veya seni gerçekten anlayan bir ilişki, bu sürecin temelini oluşturur. İnsan, yalnız başına değil, ilişkiler aracılığıyla kendine döner, kendini ait hisseder ve kendini bilir.


