top of page

Oslo, 31 Ağustos

  • Yazarın fotoğrafı: opkolektif
    opkolektif
  • 2 gün önce
  • 1 dakikada okunur

Bazı insanlar ölmek istemez. Sadece yaşayabilecekleri bir gelecek göremezler.


Oslo, 31 Ağustos, intihar düşüncesinin yalnızca bireyin iç dünyasında doğmadığını hatırlatıyor. Bazen insanın ruhuna çöken şey geçmişten çok, geleceğin artık mümkün görünmemesidir. Gelecekle kurulan bağ koptuğunda; yarın bir ihtimal olmaktan çıkar, bir boşluğa dönüşür. Güvencesiz bir hayat, yalnızca ekonomik bir mesele değildir. İşin, evin, ilişkilerin, ait olduğun yerin, toplumsal bağların ve yarına dair beklentilerin sürekli belirsizleşmesi insanın ruhsal dünyasında da iz bırakır.


Kaygı çoğalır. Yalnızlık derinleşir. İnsan kendisini giderek daha fazla kendi hayatının dışından izlemeye başlar.


Ve bazen hissizlik ortaya çıkar. Ne büyük bir acı, ne büyük bir umut… Sadece hiçbir şeyin artık bir anlamı yokmuş gibi gelen o ağır boşluk. Bu yüzden ruh sağlığını yalnızca bireysel bir “dayanıklılık” meselesine indirgemek eksiktir. İnsandan dayanıklı olmasını isterken, onu dayanabileceği bağlardan mahrum bırakıyorsak neyi konuşuyoruz? Belki de insanın ruhsal olarak iyi olabilmesi için yalnızca güçlü olması değil; bir yere ait olması, bir başkasına ulaşabilmesi, dayanışmanın mümkün olduğunu deneyimlemesi ve geleceğin tamamen kapanmış olmadığını hissedebilmesi gerekir. Çünkü insan yalnızca bugünde yaşamaz. İnsan, geleceğe dair kurduğu bağın içinde yaşar. Ve o bağ koptuğunda, mesele artık yalnızca “kişinin psikolojisi” değildir.

Bazen bir insanın umutsuzluğu, içinde yaşadığı dünyanın ona sunduğu olanakların aynasıdır.


Belki de asıl soru şudur: Bir insana neden yaşamak istemediğini sormadan önce, ona nasıl bir dünyada yaşama ihtimali bıraktığımızı konuşabilir miyiz?

 
 

Bu site Nope Dijital Tarafından Tasarlanmıştır.

bottom of page